Değerli okurlar, “dahilde işleme rejimi” esas itibariyle bir Gümrük Kanunu uygulamasıdır. 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 108-134. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu rejimin mantığı, ihraç edilecek malların imalinde kullanılacak hammaddelerin ithalatında alınacak vergilerin (gümrük vergisi, KDV, ÖTV gibi) alınmayarak, ihracatçının mali yükünün azaltılması, yani teşvik edilmesidir.
Gümrük Kanunu’na göre “şartlı muafiyet” veya “geri ödeme” sistemleri ile ya ithalatta alınacak bu vergiler için teminat alınarak bu vergiler tahsil edilmez ve ithal edilen hammaddelerle üretilen malların ihracatının belgelenmesi ile ithalat vergileri terkin edilerek alınan teminatlar iade edilir ya da ithalatta alınan bu vergiler ihracatın tevsiki üzerine mükellefe iade edilir.
İhracatçılara ithalatta sağlanan bu imkânın yurt içinden alımlarda sağlanmamasının yoğun olarak eleştirilmesi üzerine KDV Kanununa eklenen geçici 17. madde ile ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak maddelerin 31/12/2008 tarihine kadar yurt içinden KDV ödenmeksizin satın alınması imkânı sağlanmıştır.
Böylece Türk sanayicilerinin ithalatçılara karşı haksız rekabet durumu geçici olarak ortadan kaldırılmıştır.
Daha sonra bu tarih,
- 5838 sayılı Kanunla 31/12/2010,
- 6111 sayılı Kanunla 31/12/2015,
- 6655 sayılı Kanunla 31/12/2020 ve
- Son olarak 7256 sayılı Kanunla 31/12/2025 olarak değiştirilmiştir.
Düzenlemenin yapıldığı dönemde bu düzenlemenin neden kalıcı olarak yapılmadığının çok eleştirildiğini hatırlıyorum.
Maalesef 31/12/2025 tarihi bu defa değiştirilmeyerek geçici 17 nci madde uygulaması sona erdirilmiştir.
Buna göre, 1/1/2026 tarihinden itibaren dahilde işleme ve geçici kabul rejimi kapsamında yurt içi satışlarda tecil/terkin kapsamında KDV’siz teslim yapılamayacaktır. Ancak Gümrük Kanunu’nun kalıcı maddelerine göre “dahilde işleme rejimi” ve “geçici kabul rejimi” kapsamında KDV’den istisna şekilde ithalat yapılmaya devam edilebilecektir.
Maddenin süresinin uzatılmamasının bir gözden kaçırma mı olduğu yoksa kasten mi yapıldığını bilemiyoruz. Ancak bu kadar önemli bir konunun gözden kaçırılmış olma olasılığı son derece düşüktür, hatta kanaatimce sıfırdır. Bilinçli bir tercih kullanıldığı aşikardır. Bir anlamda, başta tekstil sektörü olmak üzere önemli bir kesim gözden çıkarılmıştır.
Her ne kadar, yurt içi alımlarda yüklenilen KDV’lerin iade alınması mümkün olsa da bunun zahmetli bir süreç sonucunda ciddi bir ilave maliyete katlanarak ve gecikmeli bir şekilde mümkün olması nedeniyle çok ciddi tartışmalara neden olacağı açıktır.
İmalatçı ihracatçılarımızın özellikle iki yıldır çok büyük sıkıntı yaşadıkları bilinen bir gerçektir. İhracat örgütlerinin bu konuda sesinin çıkmaması ilginçtir.
Ancak yasal düzenleme yapılması için geç kalınmış değildir.
Daha önce yine benzer bir durum yaşanmıştır. Geçici 17. Madde uygulanma süresinin 31/12/2010 tarihinde sona ermesinin ardından, tepkiler üzerine 25/02/2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6111 sayılı Kanunla maddenin süresi 31/12/2015 e kadar uzatılmış ve bu düzenleme 31.12.2010 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmişti.
Normalde KDV gibi vergilerde böyle geriye dönük vergi avantajlarının yürürlüğe girmesi pek görülmemekle birlikte istenirse yürürlüğe konulabiliyor.
O tarihlerde alıcı ve satıcının mutabakatı ile 01/01/2011 ila 25/02/2022 tarihleri arasında yapılan teslimler tecil/terkin kapsamına alınabilmiş ve verilmiş beyannamelerin düzeltilmesine imkân sağlanmıştı.
Umarım benzer bir düzenleme yine yapılır! Ancak böyle bir uzatma yapılıncaya kadar yapılan teslimlerin KDV’li olması gerekir. Çünkü böyle bir düzenleme yapılmadığı sürece ihraç edilecek malların imalatında kullanılmak üzere yurt içinden girdi alımlarında tecil-terkin uygulanamayacağı, KDV’nin ödenmesi suretiyle işlem yapılacağı tartışmasızdır. Çünkü ortada bu uygulamanın yapılmasını öngören bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Ancak süre uzatılmasa bile mevcut belgelerin süresinin sonuna kadar KDV’siz alımın mümkün olması gerekir. Maliyenin bu hususu acilen açıklamasına ihtiyaç vardır.